slider image 1

ŞEHİT Güven AMARA ROJ(Leyla Basut)

  Kod Adı: Güven AMARA ROJ

  Adı Soyadı: Leyla Basut

  Doğum Tarihi ve Yeri: 1985 / Siirt     

  Anne Adı: Hakime

  Baba Adı: Sabri

  Şehadet yeri ve Tarihi: 08.10.2016 – Ankara

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT Eylem NEWROZ(Eylem Yaşa)

  Kod Adı: Eylem NEWROZ

  Adı Soyadı: Eylem Yaşa

  Doğum Tarihi ve Yeri: 1984 / Amed Merkez     

  Anne Adı: Hanım

  Baba Adı: Naif

  Şehadet yeri ve Tarihi: 10.06.2016 – İstanbul

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT Asya GLİDAĞ(ESER ÇALİ)

  Kod Adı: Asya GLİDAĞ

  Adı Soyadı: ESER ÇALİ

  Doğum Tarihi ve Yeri: 13.11.1992 – IĞDIR     

  Anne Adı: SİMZER

  Baba Adı: SALİH

  Şehadet yeri ve Tarihi: 28 Nisan 2016 – Bursa

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT ZINAR RAPERÎN (ABDULBAKİ SÖMER)

  Kod Adı: ZINAR RAPERÎN

  Adı Soyadı: ABDULBAKİ SÖMER

  Doğum Tarihi ve Yeri: 1989/ VAN-Gürpınar      

  Anne Adı: Keside

  Baba Adı: Musa 

  Şehadet yeri ve Tarihi: 17 Şubat 2016-Ankara

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT DERWÊŞ ŞİNO (Vedat ACAR)

   Kod Adı: DERWÊŞ ŞİNO

   Adı Soyadı: Vedat ACAR

   Doğum Tarihi ve Yeri: 1984 / VAN      

   Anne Adı: Şehriban

   Baba Adı: Ali Eşref 

   Şehadet yeri ve Tarihi: 31 Ekim 2010- İstanbul

 Detaylar...

ŞEHİT Doğa JİYAN(Seher Çağla Demir)        

                   

  

Kod Adı: Doğa JİYAN

Adı Soyadı: Seher Çağla Demir

Doğum Tarihi ve Yeri:       

Anne Adı:

Baba Adı:

Şehadet Tarihi ve Yeri: 13 Mart 2016 - Ankara Kızılay

   

BASINA VE KAMUOYUNA

13 Mart 2016 tarihinde Saat:18:45'te faşist TC'nin kalbi Ankara'da, Kürt halkına karşı en vahşi yöntemlerle sürmekte olan katliam kararlarının alındığı merkezleri ve yönlendirici faşist odakları hedef alan eylemi, Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) olarak üstleniyoruz. Eylemi örgütümüze bağlı Doğa  JİYAN (Seher Çağla Demir) yoldaşımızın komutasında bir birimimiz gerçekleştirmiştir.    

Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) içerisinden fedai    intikam eylemi gerçekleştiren ilk kadın yoldaşımız olan    Doğa    yoldaş, Başkan APO'nun esaret durumu başta olmak    üzere   yüzyıllardır Kürt halkına reva görülen katliam ve ret    politikalarına karşı radikal mücadele yürütme kararlılığıyla    2013 yılında saflarımızda yerini almıştır. Yansıtıldığı gibi    başka   bir ülkeden değil, kendi ülkesinden saflarımıza    katılımını gerçekleştirmiştir. Kürt halkının düşmanlarından    intikam alma temelinde, yüksek bilinçle ve derin inançla    gerçekleştirdiği katılım ardından; fedai militan çizgide    devrimci kadın duruşuyla yaşamda yücelmeyi gün gün    gerçekleştirdi. Düşmanın Kürt anaları, bebekleri ve genç    kızlarını hedef alarak vurma, çıplak kadın bedenlerini teşhir    etme, yakarak tanınmaz hale getirme barbarlığının    büyüttüğü    kin öfke ardından; yüzlerce yoldaşımız gibi    eylem  konusunda büyük bir ısrar içerisinde olmuştur.

Birimimiz, Cizre'de Soykırımcı AKP hükümetinden radikal devrimci çizgide hesap sormak adına, faşizmin ve barbarlığın kalesi olan Ankara'da devletin güçlerini hedeflemiştir. Ancak birimimiz hedefine yöneldiğinde yapılan polis müdahalesi sivil kayıpların da olmasına yol açmıştır. Bu sebeple kirli savaşın sorumlu ve yürütücüleriyle hiçbir bağı bulunmayan sivil kayıplardan dolayı üzüntümüzü belirtiyoruz. Ancak Zinar RAPERÎN yoldaşımızın eyleminde olduğu gibi, polis ve asker kayıpları gizlenmiş, ölen siviller öne çıkarılmıştır. Bu eylemimizde de çok sayıda polisin öldüğünü tespit etmiş durumdayız. Gerçekleştirdiğimiz eylemlerde savaşın kaçınılmaz bir sonucu olarak sivil kayıpları yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Bu yönüyle de ölümlerin sorumluluğu AKP faşist rejiminindir.

Bilinmesini isteriz ki; Kürdistan'da sivil Kürtler savaşın kaçınılmaz sonucu olarak değil, hedef alınarak katledilmektedir. Eylemimiz ardından yaşanan sivil kayıplar sonucunda yaratılan atmosferde, kamuoyunun yalnızca Cizre'de 300'ün üzerinde sivil insanımızın hedef alınarak vahşice katledilmesi, cenazelerin yakılması, verilmemesi üzerinden Kürt halkına yaşattırılan acıları anlamalarını umuyoruz. Yaşanan bu vahşet tek başına bile, Kürdistan Özgürlük Şahinleri olarak bizim için hesap sorarak intikam alma gerekçesidir.

Unutulmamalıdır ki; Cizre başta olmak üzere sivil, savunmasız halkımıza yönelik gerçekleştirilen yakma, teşhir etme düzeyine varan katliamların hesabını her koşulda sorma kararlılığında yüzlerce fedaimiz  mevcuttur. Kirli savaşın beyni ve yürütücüsü olanları, kendilerini en güvende hissettikleri yerlerinde vurmaya devam edeceğiz. Faşist AKP hükümetinin aldığı ve arttırdığını iddia ettiği güvenlik önlemleri bizim için engel olmadı olmayacaktır. Türkiye'de yaşayanlar bilmelidir ki; faşist diktatörlük yerle bir edilinceye kadar, hiç kimsenin yaşamı güvence altında değildir. TC., Kürdistan'da yürüttüğü katliam ve işgale son verinceye dek mücadelemiz azimle, kararlılıkla, ısrarla sürecektir. Başkan APO'ya ve Kürt halkına dönük her düşmanca yaklaşım misliyle karşılık bulmaya devam edecektir.

 

Bijî Serok Apo

Yaşasın Kürtler ve Özgür Kürdistan

Yaşasın İntikam Örgütümüz TAK

Kahrolsun Türk faşizmi ve diktatörlüğü

 Şehid Namirin

Teyrêbazên Azadiya Kurdistan (TAK)

17 - 03 - 2016

 

*********************

 

Doğa JİYAN Arkadaşımızın Fedai Eylem Raporudur : 

  DOĞA JİYAN YOLDAŞIN YOĞUNLAŞMA RAPORU (* bu rapor Doğa arkadaş tarafından eylemden bir süre önce bulunduğu eğitim ortamında yazılmıştır)

  Adım soyadım, SEHER ÇAĞLA DEMİR. Kod adım, DOĞA JİYAN. Tekirdağ-Marmara Ereğlisi doğumluyum. Aslen Karslıyım. Altı kardeşiz. Ben ailenin beşinci çocuğuyum. 30.11.2013 tarihinde Balıkesir Üniversitesi Seyahat Acenteciliği bölümü 2. sınıftan ayrılıp saflara katıldım.

  Dünyaya gelişim, yıllara adım atışım Türkiye’nin en faşist bölgelerinden biri olan Trakya'nın yazlık bir kasabasında olmuştur. Ailem, sistemin dayattığı yaşamda yöneltilen baskılar sonucunda kendini yaşatabilmek için kaçıp metropollere yerleşmiştir. Bu nedenle hem feodal köylü hem de orta sınıf özelliklerine sahiptir. Hem kendi kültürünü yaşamak istemiş, hem de yaşamını devam ettirebilme adı altında sistem yaşamına eklemlenmeyi yaşamıştır. Ailenin genel atmosferinde kaderci ve duygusal yaklaşımlar hakimdi. Bu özellikler ve doğup büyüdüğüm metropol yaşamının üzerimdeki etkileri nedeniyle bende küçük burjuva özellikleri ve kendi gerçekliği ile dayatılan gerçeklik arasında sıkışmış bir duygusal yapı gelişmiştir.

  Kendimi yalnızlığa en çok kapattığım üniversite döneminde yurtsever ortamla tanışıp çalışmalara katıldım. Çelişkiler yaşıyordum. Üniversitede katlanarak devam eden ‘neden, niçin, nasıl’ soruları ardından katıldığım gençlik çalışmalarından çıkardığım bazı yaşamsal derslerin yanı sıra, Rojava halkının Türkiye metropollerindeki durumunu, yine düşmanın yurtsever kesime yönelimi ile birlikte Kürt toplumsal gerçekliğini anlamaya başladığımda katılım kararı aldım. Katılımım yoğunluklu olarak duygusal boyutludur.

  Sürece cevap olabilmek, özüne dönebilmek, her yönüyle gelişkin militanlar olabilmek, yine anlamak ve anlaşılmak için uzun süredir yoğun bir ideolojik eğitim sürecindeyiz. İdeolojik eğitimlerimizin devam ettiği bu süreçte yoğun bir dönemi yaşıyoruz. Nasıl tuttuğunu koparan, disiplinli, her adımı başarıya ve yeni yaratımlara götüren, taktiği, tarzı ve yöntemi geliştiren düşünüşlere gebe bir savaşçı olunur? Ses telleri bile asimilasyona uğramış bu kişilik, zorlanmalar ve yeniden doğuşu yaratma sancıları yaşıyor. Fiziki olarak da kendini çelikleştirme gerekliliğinin farkındalığını yaşıyoruz ve bu konuda gelişime çok açık olduğumuzu gözlemliyorum. Tabii gelişim dediğimiz şey, kendini çok yönlü besleyerek süreklileştirmelidir.

  Özgürlük sosyolojisindeki ‘anda oluşum’, yine Başkanın çözümlemelerde kadına yönelik olarak ifade ettiği "Özgür yaşam için kendi cevabınızı oluşturun" perspektifi; kişiliğimde yaşanan eksiklikleri görüp aşmada düştüğüm yöntemsizliği ve devrimin-oluşumun hızına yetişememe durumuna karşı içimde oluşturduğum bahaneleri, düşüncedeki bahanelerimi çürütmüştür. Tarihsel ve güncel bakış açısıyla Başkanımız, Kürt gerçekliğine, başlangıçtan bugüne Kürt kimliğinin gelişimine, bir Kürt olarak var olma ve varlığını ispatlama çabasına ışık tutmakta; şimdiye kadar kaybedilenlerin neden kaybedildiğine ilişkin sorulara cevapları önümüze koymaktadır. En yakıcısı ise hem Kürt hem de kadın olmak! Tanrıçalık dönemi, yaşamın kendisi olan, var eden ve yönlendiren kadın gerçeği, yine Kürdistan tarihinde Zarifeler’in başkaldırıları... Şimdi ise kadın olarak da, Kürt olarak da her şeyden yoksun kalmak! Yani ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf kategorisinde olmak herhalde varlığa işaret edecek bir nitelik olamaz. Böyle bir gerçekliğimiz varken ve böyle bir düşmana sahipken kendi hümanist tarzımı sorguluyorum. İnsan olarak bile kabul edilmediğimiz bir sistemde böyle hümanist bir tarzın sahibi olmak aslında çelişkili bir durumdur. Sistemde geçirdiğim dönemi ideolojik temelde çözümlemekle bunun cevabına ulaşacağım kesindir. Yine düşünce olarak, zihinsel ve ideolojik olarak Nirvana’yı en çok kendisinde geliştirmesi gerekenler Başkanın militanları olarak bizleriz. Bu noktadaki yüzeyselliğim ve kendimi örgütlemedeki yetersizliğim gelişim hızımı zamanın gerisine çekmektedir. Kendini düşünsel olarak zorlama mevcuttur. Ama bunu yaşama geçirmedeki istemim ve istikrarım daha da gelişip devam ederse, özgücümü, heyecanımı, hırsımı, hıncımı, sevinçlerimi, öfkemi ve intikamımı yaşama aktarabileceğimden emin olduğumu belirtmek istiyorum.

  Dönem görevlerimize daha sıkı sarılmamız ve savaş tarzımızı yetkinleştirip derinleştirmemizin gerekliliği, savaş politikamızdaki ve kadınlar olarak böyle bir süreçteki rolümüzü oynamadaki yetersizlikler bende derin kişilik sorgulamalarına yol açmıştır. Cins mücadelesinin yakıcılığını saflara geldiğimden beri daha derin yaşıyorum. Burada hem cins mücadelesi verme hem de en iyi yoldaşlığı sergileme, yani bu ikisi arasındaki ince çizgide yürüyebilme çabalarımın gelişmesi gerektiğini bilince çıkardım. Bir devrimcinin, bir kadın devrimcinin Apoculuğu yaşayabilmesini, yaşatabilmesini derinliğine algılamaya çalıştım. Bir Apocu devrimcinin yaşam ve sürecin bütün sorumluluğunu omuzlarında hissetmesi, bu noktada katılımında bir sınır tanımaması ve bu yönde hep daha fazlasını istemesi gerektiğini fark ettim. Bir devrimcinin ilkesel olarak rahatlığı, rahat yaşam tarzını kabul etmemesi gerekmektedir. Kadının askerleşmeye –savaşçılaşmaya da diyebiliriz- müthiş ihtiyacı olduğu, kendi gücünü bulunduğu ortama katıp dinamo olma rolünü oynaması gerektiği, bunun kadın için vazgeçilmez ve mutlak olduğu ortadadır. Kadın olarak en iyi savaşçı, en iyi devrimci, en iyi yoldaş olarak katılım sağlama ve kaldığı ortama kendini katma gerekliliği varlığını sürdürüyor. İçimdeki kaosun nedeni farkındalıklarımın hep farkındalık olarak kalmasıdır. İstediğim çıkışı gerçekleştirememem, düşündüğüm katılımı bir türlü sağlayamamam, bunun üzerine yoğunlaşmanın sonuçlarını hala istediğim verimlilikte alamamam daha fazla yoğunlaşmamı, hissederek ve hissettirerek yaşamamı gerekli kılıyor.

  Başkanımızın ‘özgür eş yaşam’ tezi ve İmralı’da geçirdiği yaşamı kaleme alış tarzı bende büyük bir yoğunlaşma yarattı. Kadını ele alış tarzı, kadını tanımlamayı yaşam ve doğayla bağlantılandırması, erkeği ele alış tarzı ve özgür yaşam koşullarının nasıl yaratılması gerektiği üzerine belirlemeleri; sistemin kadına yaklaşımını ve kadın olarak mutlaka aşmamız gereken kişiliğimizdeki kölelik tarzını tarihsel ele alıp bir sonuca varma isteğimi güçlendirmekte, acil değişimi hızlandırma ve anladığını uygulayabilme hırsımı arttırmaktadır.

  Bizim için yaşamsal olması gereken fedailik dersinde fedaileşen yoldaşlarımızı dinledik, izledik. İliklerimize kadar hissetmeye çalıştık. Kâh duygulandık, kâh öfkelendik ve bu fedaileri yaratanı düşündük. Bizim gerçekliğimiz işte bunlardı! Evrene, yaşama, Başkana, mücadeleye ve yoldaşlara ait en ufak bir ayrıntıyı görüp kendimi sorumlu hissetmek, düşmanın her türlü yönelimlerine karşı öfke bu kadar yaşamsallaşmışken her şeye karşı her koşul altında örgütsel kaygıyı en zirvede yaşayabilmek, kendimi hep birinci derecede sorumlu görmek ve bunu içselleştirmek istiyorum.

  Benim için fedailik hep SARA Yoldaşın tanımlaması doğrultusunda olmalı diyordum. Sara Yoldaş, "Fedailik, feda etmek, tam gerektiği yerde fedakarlığı süreklileştirmek" diyordu. Feda edebilmek, fedakarlık yapılabilmek için kendin olup kendinden çıkman gerekiyor. Gerçekten değerlendirildiği gibi, "Bireycilik ‘ben’ dediğin an’da başlıyor ve bir fare gibi yavaş yavaş toplumsal ahlak örgüsünü kemiriyor, yok ediyor."

  Fedai şehit yoldaşlarımızın maneviyatları, hissiyatları, güçlü duruşları, istikrarlı öfkeleri, bilinç ve ideoloji ile yoğrulmuş intikam arzuları... Zilan yoldaşın inancı, Başkana ve örgüte bağlılığı, en iyi yoldaşlığı yüreğine ve zihnine yerleştirip düşmana en büyük darbeyi vuruşu kendi duruşumu yenilemem gerektiği noktasında netleşmeme neden oldu. Zilan Yoldaş dönem görevlerini kendi kendine fark etti, nasıl yaşayacağına kendisi karar verdi. İnançlıydı Zeynep yoldaş, kendine sonuna kadar güveniyordu. O bize kadının en büyük yaşam kaynağı olduğunu gösterdi. İnsan Zilanlaşmak istiyor, tıpkı Harun yoldaş gibi… Sema yoldaş gibi yeri, zamanı ve mekanı yok sayarak yapılması gerekeni her koşul altında yapmak istiyor… Bu yoldaşların açtığı özgürlük yolunun özgürlük yolcusu olabilmem için kendimde inisiyatifi güçlendirmeliyim. Algılarımı sonuna kadar yeni şeylere açmalıyım. İdeolojik bir süzgeç oluşturup kendimi ve kendimle birlikte her şeyi geliştirip yaşamsallaştırmalıyım. Konuşmamı bile değiştirmeliyim. Zihniyet yansımam olan geniş zaman kipiyle konuşmaktan vazgeçmeliyim, bunun bilincindeyim. Özgürlük aşkını yüreğinde taşıyan bir savaşçı olarak sıradan katılımı kendi şahsımda kabul etmiyorum, etmemeliyim, etmeyeceğim! Benden beklenen her şeye tereddütlü yaklaşmamalı, acabalardan vazgeçerek ‘yapacağım!’ diyebilmeliyim. Bunun için de Başkanı anlayıp ideolojimizi artık yaşamsallaştırmalıyım. Bu esaslar üzerine cins mücadelesindeki yetersiz duruşumu ve sıradan katılımımı aşmak, kadın öncülüğünün gereği olarak yaşamı sahiplenmek ve şahsımda ortaya çıkan diğer bütün eksiklikleri gidermek için kendimi değiştirme ve geliştirme istemimin olağanüstü olduğunu ve BEN'i aştığını belirtmek istiyorum.

  En büyük ve zengin bir kültüre sahip olan bizlerin en büyük kültür fakirliği içinde yetişmiş olmamız düşman gerçekliğinin en somut ifadesidir ve bunun bizde öfkeye neden olmaması mümkün değildir. Başkan APO bizi "Özgürlüğe hep tercih olarak bakıyor ve öyle bırakıyorsunuz" diye eleştiriyor. Kadro olarak da sorunumuz bir şeyleri isteyip karşılığında sadece beklemektir. Bunun nedeni kendine yabancılaştırılmış, kendinden başka her şeyin ve herkesin olmuş Kürt gerçeğidir. Bu durumu aşmak APOCU intikam ruhunu gerektiriyor; tarihsel toplumsal gerçekliğine felsefi yaklaşımı ve tuttuğunu koparan kişiliği gerektiriyor. Düşüncede esnek bir kişilik ve bakış açısında çeşitlilik gerektiriyor. Yaşamsal bazı pratiklere katılmakla sınırlı kalışım ve eksiklikleri fark edip gidermeye çalışmadaki yetersiz çabam, müdahale ve tavırlarım yüzünden kendi gerçekliğime ulaşmada ve APOCU tarzı yakalamada yetersizliğe neden oldu. Başkanı anlamadaki yetersizliğim ve anladığımı uygulama konusunda yöntem zenginliğini yakalayamamam yüzünden çözüme geç gitme gibi pratikleri de yaşadım. İçinde bulunduğumuz bu kritik süreçte, bize sunulan imkanlara rağmen, zamanın altın değerinde olduğu bu devrim anları bu eksiklikleri asla kabul etmemektedir. ÇÜNKÜ HER ŞEYİN BİR KURALI VARDIR, GÜZELLİĞİN DE BİR KURALININ OLMASI GİBİ...

  Bunlarla bağlantılı olarak, tarihsel anlamda yaşamın başlangıcından günümüze kadar kadın olarak uğradığımız ihanetlere ve halk olarak maruz kaldığımız tahakküme karşılık özgür bir yaşamı yaratmak için, şehitler gerçeğinde sürekli değişim ve gelişim içinde olan bir yaşamı gerçekleştirmek gerekir. Bana düşen ilk sorumluluk, bu gerçeklik ışığında erkek egemen zihniyetin ve kapitalist sistemin üzerimizde yarattığı tarihsiz kişiliği kırmaktır. Ancak gerçeğin dilini ve ruhunu yakalamada şahsımda zamana yayma ortaya çıkmıştır. Fakat ideolojimizi daha iyi tanımamla beraber bu istikrarsızlığı gidermeye, yaşam refleksi haline getirip (mücadele aracı olarak değil, mücadelenin kendisinin bu olduğu bakış açısı doğrultusunda) yaklaşımlarımı geliştirmeye çalıştım. Bu noktadaki yoğunlaşmalarım devam etmektedir. Başkanın biz kadın yoldaşlara yaptığı "Omuzlarınızda tabutları değil yaşamı taşımalısınız!" eleştirisi karşısında, kendime yüklemek istediğim ve hedefim olan fedailik misyonuna layık olmak ve Başkanımızın en güvenilir yoldaşlarından biri haline gelmek için yaşamdaki duruşumun güven verici olması ve yararlı olma temelinde gelişmesi gerekiyor.

  Bugüne kadar sahiplendiğimiz kişiliğimizden kuşku duymamak ve “Ben kimim?” diye sormamak imkansızdır. Aradığım cevaplara ulaşma yolunun sorulardan geçtiğine inanıyorum. Bir devrimci kendini imkanlar ve koşullara dayandırmamalıydı. Bu kesindi ve yaşamsal en büyük somutun içindeyim. Gerçek devrimcilik kıran kırana savaş, her şeyiyle, her şekilde ve koşulda mücadele etme çabasıdır. Bir yanda kendinden çıkma, kendini bir halka ve insanlığa adama, eksikliklerden dersler çıkarıp tecrübeye dönüştürme ve aktarma, bu şekilde gelişimi yaratabilme somutu var. Bunun yanında en derin ve kirli düşman gerçekliği, içimizde ajanlaştırılmış unsurlar, kendini dayatanlar, kendini yaşatmak isteyenler... Bunlara karşı gerçek gücün sembolleri olan Mazlum’ların, Besê’lerin, Azime’ler, Beritan’ların duruşu... Bu gücün, bu özgürlüğün kendisinin en büyük devinimi olan tarihin sahibi ve yolcusu olma onuru benim için büyük bir yaşam duruşuna dönüşmelidir. Bu devrimci özellikleri, en derin mütevazılığı ve tüm gücümü her yönüyle kullanabilme gelişkinliğini göstermem gerektiğinin ve bunun aciliyetinin farkındayım.

  İçinde bulunduğumuz, üzerimize kurulmuş koca bir zihniyet egemenliğini tanımadan ve tanımlayamadan kendini tanıyamıyorsun. Bu olmayınca, mevcut gerçekliğine ve olman gerekene anlam veremiyorsun. Anlam veremediğini gerçekleştiremiyor ve zamanın gerisinde sıradan bir katılımı olan bir savaşçı oluyorsun. Her arkadaş bu bocalamayı yaşamıştır, ben de yaşadım. Tanıdıkça daha derinden anlam vermek, daha doğru zemin ve koşullarda çaba harcamak istiyorsun. Yaşam koşulu olan bu mücadelede aynılaşmanın verdiği didişmeyi değil, farklılaşmanın verdiği özgürlük rengiyle dolu bir mücadeleyi gerçekleştirmek istiyorsun.

  Militanlaşma yolunda verilen imkan ve emeklerin sonucunu kendimde yaratabilmeliyim. GÜÇLENİYORUM, BUNU ÇOK DERİNDEN HİSSEDİYORUM. Bakış açısı, ruhsal, düşünsel ve fiziksel her açıdan... Bu güçlenme inancımı daha çok arttırıyor ve beni zorlayan konularda kendimi ikna edip kararlı bir biçimde üzerine gidebilme duruşunu göstermeme neden oluyor. İrade noktasında daha dirençli olmalıyım, bunun benim büyük çıkışımın mihenk taşı olduğunu biliyorum. Tüm sınırlarımı zorlamak ve üstüne gitmek istiyorum. O kadar düşmana ait olmuşuz ve toplumdaki askerileştirme politikalarına maruz kalmışız ki, şimdi varlık yokluk olgusuna tek çare olan askerileşmeyi tam anlamıyla yerine getiremiyoruz. Bu durum öğrendiklerinle, derinden farkına varıp cevap oluşturmak istediğin her şeyinle ve en önemlisi kendinle çelişmene sebep oluyor.

  Katıldığım süre boyunca hep hedefim olan bir şey var. Buna ulaşmanın beni huzura, mutluluğa, varlığın hazzına ve sonuç olarak evren kadar canlı, sürekliliği olan ve sürekli güncellenmesi gereken başarıya ulaştıracağına hep gönülden inandım ve inanıyorum. Bu inancı da hep devam ettireceğim. Yararlı olabilmek! Böyle olduğunda aslında her şey gerçekleşmeye yüz tutmuş demektir. Bu da kin, öfke ve intikam hissini arttırıyor. Başkana, şehitlere ve böyle bir halka layık olmalıyım. Bu hisleri büyütüp yaşamı ona göre yapılandırma görevini önüme koymuş ve uygulama pratiği içerisine girmiş bulunmaktayım. Bilmediğim şeyler evren kadar. Bu da benim bilme girişimimi, öğrenme istemimi arttırıyor. Biliyorum ki, bildiğim ve anladığım kadar katılabilirim yaşama.

  İçinde bulunduğumuz süreç, Başkanımızın yaratmak istediği yaşama, özgürlüğe ve insanlığa karşı her anlamıyla saldıran, yok etmek isteyen ve her şeyimize sonuna kadar ‘hayır!’ diyen bir düşmana karşı kıyasıya bir mücadele sürecidir. Başkanımızı boşa çıkarma arayışı içerisinde olan uluslararası komplocu güçlerin demokratik çözüme karşı tavrı değişmemektedir. Başkanımızla yapılan görüşmelerde düşmanın yaklaşımları, seviyesiz tutumları ve hilekar tavırları ile tüm öteki yönelimleri karşısında biz kadroların duruşu hususu benim için ciddi yoğunlaşma konuları olmaktadır. Ortadoğu'nun ve dünyanın birçok bölgesinde yaşanan katliamlar sistemin içerisinde bulunduğu kaostan çıkış için çırpındığını göstermektedir. TC devletinin de Cizre'de halk katliamlarına devam etmesi gerçek niyetini ortaya koymaktadır. Bu yoğunlukta yaşanan süreç karşısında, üzerinde her türlü soykırımın ve asimilasyon politikalarının yürütüldüğü Kürt kişilikleri olarak özgürleşmemizi ve örgütümüze katılımımızı engelleyen kişilik sorunlarımızı çözmeli ve gidermeliyiz. Yine Mart ayının anlam yoğunluğu, kadının toplumsal alanlara akın edişi, yücelişi, başkaldırısı, tek yürek olarak milyonlarca kadın ruhunun birleşimi ve örgütlülüğü büyük moral ve güç vermektedir.

  Şu bir gerçektir ki, hiçbir zaman hissettiklerini tam olarak aktaramazsın, hep bir ifade fakirliği yaşarsın. Bazen vicdanının sesini duyup ne söylediğini anladığın halde dile getirememen gibi... Bu pratikle iddiamı daha da güçlendirdim. Bu eğitimi bir ateş gibi düşünüyorum ve kendimi cayır cayır yakıp küllerimden bir havari oluşturma, yaratma hedefini önüme koyuyorum. Bu açıdan ufkumu sürece göre genişletip her koşulda cevap olacağım. Katılımım, yaşam ve mücadele duruşum buna göre olacaktır. APOCU ruhla şahadete ulaşan, kendilerine "bedenlerini yakan ateşin aydınlığıyla devrim yolunu aydınlatma" misyonu biçen yoldaşlar aslında böyle bir süreçte ne yapacağımızın somut göstergeleri olmuşlardır. Önderliği düşman elinde esaret altında olan bir militan olarak yaşanan bu tecrit, katliam ve haksız savaşa karşı Başkana daha çok yakınlaşıp cevap olabileceğimi ve daha büyük bir çıkış yaratacağımı düşünüyorum. Bu devrimin bana yaşatacağı ve benim devrime yaşatacağım her şeye hazır olduğumu paylaşmakla beraber, mücadelenin bende yarattığı devrimci ruhla yoğunlaşmalarımı derinleştirip sürecin karakterine uygun katılımı esas alacağım.

  Bu yaşamın güzelliğine güzellik katmak için yapılabilecek o kadar şey varken, yapamadığım bu kadar çok şey için, özgürleştirmek istediğim yaşamımızda pratiğim temelinde özeleştirimi vermek istiyorum. Fedaileşmek isteyen bizler için yeterli görülebilecek olan şey ancak bu sürecin istediği çözüm gücünü oluşturabilmektir; bunun için genelleşmiş tekdüzelikten kurtulmalıyım.

  Her ne koşulda, yerde, zamanda ve mekanda olursam olayım, başta Başkanımıza, emek verip ter dökerek bu uğurda canlarını feda eden şehit yoldaşlarımızın dökülen her damla kanına ve mücadelelerine bağlılığımı yineliyorum. Bu nedenle katılımımın bütünlüğünü bozan yetersizliklerimi aşma istemimi belirtiyor ve ortaya çıkan her yetersizliğim, çözümsüzlüklerim ve yöntemsizliklerim için özeleştirimi veriyorum.

  Asla olmayacak bir şey yoktur! Ve bir kişi APOCULUĞU yaşamada ısrarlı ve istekli olmalıdır ki APOCU olabilsin, O'nun fedaisi olabilsin. Fedai kişiliği kendinde yaratabilmek, kendinde iyi olan her şeyi mücadeleye mal etmek ve eksikliklerini gidermedeki azimle isteği geliştirmek benim için en çok gerekli olan hususlardır. Kendimi bastırmak değil, içten eksikliklerimin farkına varıp aşmak, istediğim katılımı sağlamak, yaşamı güzelleştirmek ve anlamlaştırmak açısından kendimi güçlendirip bu gücü yoldaşlarla paylaşmak önüme koyduğum basamaklardır. Üzerime düşen görev ve sorumlulukları layıkıyla yerine getirme, fedaileşme ve bunda derinleşme isteğimi belirtmek istiyorum.

  Bir yoldaşınız olarak bu süreci ve düşüncelerimi paylaşmaya çalıştım. Bu görevi başarmanın artık sadece bana ve yoğunlaşmalarıma bağlı olduğunun tamamen bilincindeyim. Bilgisi kendisinden çalınmış bir kadın olarak, bilgiyi en değerli yaşam pınarlarından biri olarak görüyorum. Başkanın biz kadın yoldaşlar için dile getirdiği "Gerçeklerden korkmayın" perspektifini benimseyerek, düşman gerçekliğiyle yüzleşmekten korkmadığımın ve onu kendi içimde vuracak düzeyde güçlendiğimin farkındayım. Sunulan imkanlar dahilinde belli bir düzeye geldiğimi belirtebilirim. Başkanımızın ve bütün yoldaşlarımızın emeklerini ve güvenlerini boşa çıkarmayacağıma dair sözümü yineliyorum. Bu temelde katılacağımı tüm devrimci ruhumla belirtirim.

 DOĞA JİYAN

 

  TEYRÊBAZÊN AZADİYA KURDİSTAN (TAK)

  09.02.2017