slider image 1

ŞEHİT Güven AMARA ROJ(Leyla Basut)

  Kod Adı: Güven AMARA ROJ

  Adı Soyadı: Leyla Basut

  Doğum Tarihi ve Yeri: 1985 / Siirt     

  Anne Adı: Hakime

  Baba Adı: Sabri

  Şehadet yeri ve Tarihi: 08.10.2016 – Ankara

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT Asya GLİDAĞ(ESER ÇALİ)

  Kod Adı: Asya GLİDAĞ

  Adı Soyadı: ESER ÇALİ

  Doğum Tarihi ve Yeri: 13.11.1992 – IĞDIR     

  Anne Adı: SİMZER

  Baba Adı: SALİH

  Şehadet yeri ve Tarihi: 28 Nisan 2016 – Bursa

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT Doğa JİYAN(Seher Çağla Demir)

  Kod Adı: Doğa JİYAN

  Adı Soyadı: Seher Çağla Demir

  Doğum Tarihi ve Yeri:     

  Anne Adı:

  Baba Adı:

  Şehadet yeri ve Tarihi: 13 Mart 2016 - Ankara

 Detaylar...

slider image 1

ŞEHİT ZINAR RAPERÎN (ABDULBAKİ SÖMER)

  Kod Adı: ZINAR RAPERÎN

  Adı Soyadı: ABDULBAKİ SÖMER

  Doğum Tarihi ve Yeri: 1989/ VAN-Gürpınar      

  Anne Adı: Keside

  Baba Adı: Musa 

  Şehadet yeri ve Tarihi: 17 Şubat 2016-Ankara

 Detaylar...

slider image 4

ŞEHİT ERDAL ANDOK (GÜVEN AKKUŞ)

   Kod Adı: ERDAL ANDOK

   Adı Soyadı: GÜVEN AKKUŞ

   Doğum Tarihi ve Yeri: 1979 - İSTANBUL     

   Anne Adı: ŞÜKRAN

   Baba Adı: HÜSEYİN

   Şehadet yeri ve Tarihi: 22.05.2007 - ANKARA

 Detaylar...

 

ŞEHİT Eylem NEWROZ(Eylem Yaşa)                           

  

Kod Adı: Eylem NEWROZ

Adı Soyadı: Eylem Yaşa

Doğum Tarihi ve Yeri: 1984 / Amed Merkez      

Anne Adı: Hıanm

Baba Adı: Naif

Şehadet Tarihi ve Yeri: 07 Haziran 2016 - İstanbul Beyazıt

         

BASINA VE KAMUOYUNA

07.06.2016 tarihinde İstanbul Beyazıt’ta fedai tarzda gerçekleştirdiğimiz eylem hakkında genel bilgileri bildirmiştik.

Ölümsüzler Taburu üyesi ve eylemi gerçekleştiren intikam timimizin komutanı olan Eylem Newroz Yoldaş fedaice düşmanın üstüne gitmiş, onlarca polisin öldürüldüğü bu eylemde şehadete ulaşmıştır.

Zınar ve Doğa Yoldaşların izinde yürüyen Eylem Yoldaş yaşam ve eylem çizgimizdir. Onların ardılları olan TAK’ın fedai savaşçıları Türk faşizmini döktüğü kanda boğmanın sabırsızlığı içindedirler.

Komutan Eylem Yoldaş Ölümsüzdür!

Yaşasın Başkan APO!

Yaşasın TAK!

Yaşasın Kürtler ve Kürdistan!

 

Eylem Newroz Yoldaşa İlişkin

Aslen Amed’li olan Eylem Yoldaş, yaşamının önemli bir kısmını Antalya’da geçirmiştir. Daha genç yaşlarda TC’nin Kürtler üzerindeki inkar ve imha siyasetini tanımış, Başkan APO ve Özgürlük Hareketine ilgi duymuştur. Bir kadın ve Kürt olarak sistem içinde daha fazla kalmamakta karar kılan Eylem Yoldaş 2005 yılında Özgürlük Hareketine katılım gerçekleştirmiştir. Bir gerilla olarak değişik alanlarda çeşitli çalışmalar yürüttükten sonra daha aktif mücadele yürütme, düşmana daha fazla darbe vurma iddiası ile 2011 sonbaharında TAK saflarına katılmıştır. O tarihten itibaren her faaliyette başarılı pratikler sergileyen Eylem Yoldaş tüm mücadele yaşamında Başkan APO’ya bağlılığı, yoldaş sevgisi, düşmana duyduğu öfkesi, emekçiliği ve sadeliğiyle hepimizin öncüsü olmuştur. Eylem Yoldaş başarı dolu ve özlü yaşamını hazırladığı, örgütlediği ve gerçekleştirdiği fedai eylemle taçlandırmıştır.

Eylem Yoldaşın komutasında TAK savaşçıları hedefe daha büyük bir inanç, hırs ve öfkeyle yürüyeceklerdir.

Komutan Eylem Yoldaş Ölümsüzdür!

Yaşasın Başkan APO

Yaşasın TAK!

 

Teyrêbazên Azadiya Kurdistan(TAK)

12.06.2016

 

-------------------------------------------------------------------------

 

          TAK Militanları Faşist Türk Devletini Yine Kalbinde Vurdu!
   07 Haziran 2016 sabahı saat 08.40’ta İstanbul Beyazıt’ta Çevik Kuvvet’e dönük bir saldırı gerçekleştirdik. u eylemi Ş. Rojhat-Munzur intikam timimiz Ş. Asya anısına Kürdistan’da yürütülen kirli savaşa ve gerçekleştirilen hava saldırılarına karşı halkımızın intikamı için gerçekleştirmiştir. Fedai tarzda gerçekleşen bu eylem başta Nusaybin ve Şırnak olmak üzere TC’nin tüm vahşi saldırılarına karşı gerçekleşmiştir. Yönelimler sürdükçe eylemlerimiz de daha da artarak devam edecektir.
Çok sayıda çevik kuvvet elemanın ölümüyle sonuçlanan bu eylemde sömürgeci TC kayıplarını gizlemeye çalışmaktadır.
Yaşanan sivil kayıplardan ise Kürt halkına vahşi bir savaşı dayatan faşist AKP sorumludur. Türk Halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.
Türkiye’de bulunan ve gelmek isteyen yabancı turistleri de tekrar uyarıyoruz!
Yabancılar bizim hedefimiz değildir ancak Türkiye onlar için güvenilir bir ülke olmaktan çıkmıştır.
Birileri Barışı Özlemiş Olabilir Fakat Biz Savaşa Henüz Yeni Başladık!
Yaşasın TAK!
Yaşasın Kürtler ve Kürdistan!
Yaşasın Başkan APO!


     Ji Çapemenî û Raya Giştî Re
     Milîtanên TAKê carekî din Devleta Tirk a faşist di dilê wîda lexistin!

  Li 7ê Hezîranê 2016, di 08.40 de me li Stanbol, taxa Beyazitê li hemberî hêzên pispor a devleta Tirk çalakîyekî pek anî.
Ev çalakî ji hela tîma me ya tolhildanê bi navê Ş. Rojhat-Munzur ji bo bîranîna Ş. Asya hat lidarxistin. Ev çalakîya ku bi tarzê fedaî pêş ket li hemberî şerê qirej a li Kurdistanê dimeşe û êrîşên hevayî pek hat. Her wekî Cizîrê xwina şehîdên Nisebînê û Şirnaqêjî li erdê nemîne û tola wan bi riya van çalakiyan were hildan. Êrişên dijmin berdewam bike wê çalakiyên me jî zêdetir bibin.
Devleta Tirk a metînger hewl dide ku windahiyên xwe biveşere, di encamê çalakiyê de hejmarê polisên ku hatine kuştin zedetir in.
Ji windahîyên sivîlan, faşist AKP a ku li Kurdistanê li hemberî gelê Kurd şerê qirkirinê dimeşine berpirsiyar e. Ji ber ku li hemberê vê şerê qirej bêdeng dimîne, gelê Tirk jî wê bibe maxdurê wê.
Turistên ku dixwazin werin Tirkiyê em careke din hişyar dikin!
Hun ne hedefê me nin. Lê belê Tirkiye êdî ji bo we ne welatekî ewle ye.
Dibe Ku Hinekan Bêriya Aşitî Kiribin, Lê Me Hîn Nû Dest Pê Şer Kir!
Bijî TAK!
Bijî Kurd û Kurdistan!
Bijî Serok Apo


     TO THE PRESS AND PUBLİC OPİNİON
     TAK Militants Hit Fascist Turkish State At Its Heart Again

  At 07th June 2016, twenty to nine, we hit the fascist Turkish Special Forces’ convoy.
Our Rojhat-Munzur vindicative unit realized this attack in memory of Martry Asya for our people who murdered in Nusaybin.
Colonialist Turkish State strives to keep its real deaths secret in this attack which resulted with more than 10 special forces.
Fascist AKP who obstinately insists a wild war to Kurdish People is responsible for civilian deaths. Turkish People who keeps quiet this war, goes on to be victim of that.
We warn all tourists who might plan to visit Turkey!
You are not our targets but Turkey is no more secure for you.
Somebody May Miss The Peace But We Have Just Started The War!
LONG LIVE TAK
LONG LIVE KURDS AND KURDISTAN
LONG LIVE OUR LEADER ABDULLAH OCALAN


  ZUR PRESSE UND ÖFFENTLICHER MEİNUNG
  TAK Militanten haben den faschistichen türkischen Staat noch einmal im Hertz geschlagen!

 Am 07. Juni 2016 um 8:40 im Stadtteil Beyazıt (İstanbul) haben wir die türkischen speziellen Kraeften angegriffen. Die Explosion ist seitens unserer Ş.Rojhat-Munzur Einheit zur Erinnerung von Ş.Asya durchgeführt worden.
Die türkische Kolonialismus erneuert ihre Massaker gegen das kurdische Volk, zuletz in Nusaybin. Diese Attentat ist als Rache realisiert!
Durch die Explosion sind mehr als zehn Polizisten der türkischen speziellen Einheiten umgebracht worden, wobei versucht die türkische Kolonialismus diese Folge zu manipulieren.
Die faschistiche AKP-Regierung, die versucht, das kurdische Volk durch den assymetrischen Krieg zu vernichten, ist von bei der Explosion umgekommenen Zivilisten verantwortlich.
Das türkische Volk wird Opfer dieses Krieges, indem es ignoriert die Massaker des türkischen Staates in Kurdistan.
Wir warnen die Touristen, die eine Einreise in die Türkei plannen!
İhr seid nicht unser Ziel, aber die Türkei ist nicht mehr für euch sicher!
İrgendjemand dürfte die Frieden vermisst haben; wir haben aber als gerade mit dem Krieg angefangen!

Es lebe TAK!
Es lebe Kurds und Kurdistan!
Es lebe unser Anführer Abdullah Öcalan!
 

Teyrêbazên Azadiya Kurdistan (TAK)

10 – 06 - 2016

 

****************

Eylem NEWROZ Arkadaşımızın Fedai Eylem Raporudur : 

FEDAİ EYLEM MEKTUBUMDUR

Adım Eylem YAŞA, kod adım Eylem YALÇIN. Ailem aslen Amed’in Karaz (Kocaköy) ilçesinin Tepecik Köyündendir. 1984 Amed-Merkez doğumluyum. Ailem yurtsever, feodal ve aynı zamanda küçük burjuva etkileri de taşıyan tipik bir Amed ailesidir. Yedisi kız, beşi erkek toplam on iki kardeşiz. Ben ailenin en büyük çocuğuyum. İlkokulun 4. sınıfına kadar okudum. Okula devam etmememin sebebi 90’lı yıllarda Amed’de düşman baskıları ve çocukların kaçırılmasının ailemde yarattığı korkuydu. Örgütü küçük yaşlarda ailenin yurtsever olmasından dolayı tanıyordum. Yaşadığım şehrin Amed olması ve içinde bulunduğum toplumun ve ailenin düşman baskılarıyla birebir yüz yüze kalması, ister istemez arayışlarımı yönlendiriyordu. Yani Kürdistan’daki savaş gerçekliği, gece geç saatlerde sürekli silah seslerinin duyulması, faili meçhullerin yanı başımızda yaşanması gibi olayları içten yaşıyor ve hissediyorduk. Kürdistan’da bir çocuk olmak, her gece yatarken dahi tanıdıklarına ve ailenden birilerine zarar geleceği korkusuyla uyanmak oluyor. Yani çocukluğumuzu tam olarak yaşayamıyor, savaş gerçekliğiyle büyüyorduk.

  Bu süreçlerde etkilendiğim birçok olay olmuştur. Fakat en çok etkilendiğim olaylardan biri, sadece Kürtçe gazete sattığı için on iki yaşında olan YALÇIN isimli amcamın JİTEM ve Hızbul-Kontra tarafından şehit düşürülüşüdür. O olayda çocuk yaşlardaki üç amcam saldırıya uğruyor; biri şehit düşüyor, diğeri yaralanıyor. Olay sonrasında amcamın beyninin yerlere saçılması ve ninemin feryatları gözlerimin önünden hiç gitmez. Bu durum, özellikle ninemin ağıtları bende “Benden bir şeyler yapmam beklentisi var” hissini oluşturuyordu. Sorumluluk duygusunu daha o yaşlarda hissedebiliyordum ve bu da bende intikam bilincini geliştiriyordu. Çocukluğum ve o yıllarda yaşayan benim gibi binlerce çocuğun yaşamı böyle geçiyordu. Bunlar biz çocukları hem gerilla olmayı hayal etmeye yöneltiyor, hem de bende mücadele içerisinde yer alan aileye bir hayranlık geliştiriyordu. Bununla bağlantılı olarak maddi yönden çok zorlansak da, ailenin yurtsever olması beni hep gururlandırıyordu.

  Uzun yıllar mücadeleye katılma istemim olmasına rağmen, sürekli babamın beni katacağına inandığım için katılımım ertelendi. 1997’den 2005’e kadar uzun bir süre sürekli katılma girişiminde bulundum. Yine 1999’da, Başkan APO’nun yakalandığı süreçte, çok ısrar etmeme rağmen yine katılamadım. Son olarak yaşım ilerledikçe toplumda ve ailedeki kadının konumu, yine yaşıtlarım olan genç kızların tek yol olarak gördükleri sistem yaşamını seçmeleri gibi durumlar bende çelişki oluşturuyor, beni “Artık böyle yaşayamayacağım” düşüncesine götürüyordu. Özellikle annem ve babamın her ailede görüldüğü gibi yaşadıkları anlaşmazlıklar, erkek egemenlikli zihniyeti babam şahsında tanımam, bir kadın olarak yaşamın sistem içerisinde ne kadar çekilmez ve bir bataklık düzeyinde yaşanılamaz olduğunu görmemi sağladı. Babamın cezaevine girmesiyle beraber maddi imkansızlıklar nedeniyle çalışmaya başladım. O çalışmalarda en çok yaşadığım çelişki ve gördüğüm durum, işçilerin ve özelde kadının emeğinin ne denli sömürüldüğüydü.

  1999 yılında Amed’deki imkansızlıklardan ve yaşamın renksizliğinden bir nevi kaçış gibi Türkiye şehirlerine göç ettik. Göç edip mekan değiştirdiğimizde yaşamın da, zihniyetin de değişeceğine inanırken, gittiğimizde gördüm ki, insan kendisiyle birlikte yaşamını da oralara sürüklüyor ve oralarda Kürtler için yaşam çok daha zordur. Yabancı olduğumuz her an hissettiriliyordu ve en çok 2000’li yıllarda yaşanan bayrak provokasyonu sonrasında oradaki halkın bize yaklaşımı insana birçok gerçekliği gösteriyordu. Yani Türkiye’deyken anladım ki, biz oralara ait değiliz. Daha sonra kısa bir süre kaldığımız Amed’e döndük. Orada da tutunamayınca tekrar Türkiye’ye göç ettik. 2005 yılında Antalya’dan Özgürlük Hareketine katıldım. Fakat hep geç katılmanın ezikliğini yaşadım.

  Mücadeleye katıldıktan sonra, tanıştığım yaşamın, tüm zorluklarına rağmen, aradığım yaşam olduğunu anladım. Hem düşman gerçekliği ve yaşamın zorlukları karşısında gerilememek hem de kendimle mücadelede sonuç almak üzere iradeli bireyi yaratmak için devrimci yaşamın yıllardır hayalini kurduğum yaşam olduğunu söyleyebilirim. Katılımım ilk süreçlerde duygusal temellere dayanıyordu. Bir noktadan sonra sadece gerillaya fiziki katılımın yetmediğini anladım. Öncesinde yaşam ve mücadele gerekçelerim belli şeyler iken, kendileriyle birlikte yaşadığım yoldaşların şahadeti ve yaşama olan sevgim zamanla arayışlarımı güçlendirdi.

  Şehit yoldaşların yapamadıkları, eksik ve yarım bıraktıkları hedeflerine ulaşmak, yaşam ve mücadele gerekçelerim oldu. Özellikle çok büyük işler, eylemler yaparak düşmana darbe vurabilecekken, sadece kendini yakan ve yersiz şehit düşen birçok yoldaşın şahadeti beni hep “Böyle olmaması gerekiyor” yoğunlaşmasına götürüyordu. Başkan APO’nun durumu ve konumu karşısında çok şey yapabilecek birçok değerli yoldaşın böyle şehit düşmesini kabul edemedim. Kendini böyle tanımak, mücadeleyi tanımak gerekçeleri güçlendiriyor. Ancak yaşama doğru katılarak ve doğru yaşayarak Önderliğe ve örgüte cevap olunabiliyor. Yani hem fiziki hem de zihni anlamda, nerede ve nasıl olursa olsun, düşmana ne kadar vurabilirsen o kadar cevap olabilirsin.

  Tanıdığın ya da tanımadığın şehit yoldaşların her birinin sadece fotoğrafı dahi sende farklı, derin duygular uyandırıyor; seninle konuşuyorlarmış hissine kapılıyorsun. Çünkü yaşamın anlamı bizler için artık şehitler ve Başkan oluyor. Şehitleri kendine ait hissettikçe yaşamı ve onları sahiplenme duygun gelişiyor, sorumluluk ve doğru cevap olma arayışın güçleniyor. Her ne kadar acı duysan da, her şahadet sana güç veriyor ve bireyi yürüten de bu gerçeklik oluyor.

  Kendim için bu temelde yürümeyi esas alıyor, yapacağım her çalışmada ve her eylemde ancak böyle cevap olabileceğime inanıyorum. Bu yüzden böyle bir arayış içerisine girdim. Büyük cevap verebildiğim oranda, her ne kadar acı duyulsa da, eylemimin yerinde olacağına inanıyorum. Eğer yerinde ve zamanında olmazsa, bir o kadar doğru cevap olamam. Çünkü ben bir bütünün parçası olduğuma inanıyorum.

  Güneşimiz Olan Başkan APO’ya!

  Başkanım! Siz söz konusu olunca yüreğim çok büyük heyecanla doluyor. Size karşı olan duygu ve düşüncelerimi dile getirmekte çok zorlanıyorum; duygularımı ifade etmede sözcükler sınırlı kalıyor. Çünkü bize yaşamı, özgürlüğü, her şeyi siz öğrettiniz. İçinde yaşadığımız bu özgür diyarları, dağları, toprakları bize siz verdiniz. Sizin gerçekliğiniz karşısında hep eksik ve zayıf kaldık. Sizin gerçekliğinizi çok fazla dile getiremesem de, kadın-erkek, genç-yaşlı, sizi görmüş olsun ya da olmasın, birçok insanın kolektif aşkı ve size olan duyguları beni hep düşündürüyor. Sizin büyüklüğünüzü düşman bile görebiliyor. ’96 ve ‘99’daki düşman komplolarına ve yıllardır İmralı tecridine tek başına karşı duruşunuz ve direnişiniz sistemi boşa çıkarmaktadır.

  Biliyorum, siz böyle bir eylemi kabul etmeseniz de, düşman gerçekliği savaşı bize tek seçenek olarak bırakıyor. Sizin büyük barış çabalarınıza rağmen, düşmanın yaklaşımları hep vahşice ve vicdansızcadır. Yaşamak için düşmana büyük vurabilmeliyiz. Yetersiz yoldaşlığın özeleştirisini pratikte ancak böyle verebilirim. Çünkü yetersiz yoldaşlık sadece ’99 öncesi katılan yoldaşlarla sınırlı değildir. Ben de yıllardır mücadele ediyorum ve size doğru cevap olamıyorsak benim de özeleştirimi vermem gerekiyor. Özellikle bir kadın olarak yetersiz yoldaşlığımızın özeleştirisi ve sorumluluklarımız birkaç kat daha ağır oluyor. Çünkü kadınlar olarak bize kendimizi siz tanıttınız ve size en doğru yoldaşlığı bizim yapmamız gerekir.

  Başkanım! Sürekli sizi her kesime ve her yere taşıramama ve tanıtamamanın özeleştirisini veriyoruz. Çünkü siz sadece bizimle sınırlı bir Önderlik değilsiniz, tüm insanlığın Önderisiniz. Benim de, tüm şehit arkadaşların ve yoldaşların da en büyük hayali sizinle Amed surlarında buluşmaktır. Ben olsam da olmasam da, halkımız, tüm dost insanlar, gerilla ve şehitler o anı Amed surlarında yaşayacağız. İçten inanıyorum ki, bu hayal gerçek olacak ve benim amacım da bunu gerçekleştirebilmektir.

  Dediğim gibi, sizin kabul etmeyeceğinizi bilsem de, düşmanın bize bıraktığı tek yol bu olduğu için, kendi irademle bu karara ve yoğunlaşmaya gittim. Eğer size pratiğimle büyük bir cevap olabilirsem anlamlı olabileceğime inanıyorum.

İnsanlığın En Kadim Halklarından Olan Kürt Halkına!

 İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar toplumsal değerlerin ilk yaratıldığı yer ve beşiği olan Mezopotamya, Kürt coğrafyası ve bunlara analık eden Kürt halkının tarihteki yeri hep inkar edilmiş, yok sayılmıştır. Tüm insani değerlerin özünü bugün bile taşımasına ve bunca gerçekliği yaratmasına rağmen, günümüzde halkımıza en düşürülmüş yaşam layık görülmüş, Kürt halkı ezilmiş ve sömürülmüştür. Sistem açısından taşıdığı değerler hep tehlike konumunda görüldüğünden, kendisine “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” felsefesiyle yaklaşılmaktadır. Bundan dolayı dünyanın her yerinde katliamlara, işkencelere, baskıya ve asimilasyona maruz bırakılmaktadır.

  Kürt gerçekliğini hep kadın gerçekliğine benzetiyorum. Sistem kan emici bir vampir gibi hep kadının bedenini ve Kürt insanının kanını emip sömürerek kendini yaşatmaktadır. Başkan çözümleme ve savunmalarında verili tarihi alt üst etti ve bize gerçeği çok açık bir biçimde gösterdi. Tarihte hep kendinin olamayan, başkalarına ait olması istenen ve katliamlardan geçirilen Kürt halkı, Özgürlük Hareketi ile birlikte kendisinin oldu. Kendi olan bu halk ilk defa kendisi için yaşıyor ve kendisi için savaşıyor. Artık kendini Başkanla tanıyan bir halk gerçekliğimiz var. Çünkü tarihe baktığımızda hep başkası için çalışan, savaşan ve komutanlık yapan Kürtleri görürüz. Günümüzde kendisi olan bir halkımız olduğu için sistem halkımıza bu kadar öfkeleniyor, katliamlar ve baskılar uyguluyor.

  Halen Roboski’de gençlerin öldürülmesi, analarımıza ve babalarımıza coplarla saldırılması, Rojava’daki insanlık dışı katliamlar, bir avuç kalmış Êzidi Kürtlerinin bile bitirilmek istenmesi, her gün çocuklara bile yapılan saldırılar karşısında tek alternatifimiz savaşmaktır. Birazcık insanlık onuru olan hiçbir insan, bu acılar ve gözyaşları karşısında asla sessiz ve cevapsız kalamaz. Halkımız süreci çok iyi takip ediyor ve çok iyi biliyor ki, tek çözüm, tek alternatif düşmana daha büyük vurmak, daha büyük savaşmaktır.

  Onurlu bir halk olan halkımız yıllardır bedel ödüyor; her gün analar evlatlarını yitiriyor, serhıldanlara katılıyor. Fakat devrimci halk savaşı sürecinde daha çok bedel vermemiz gerekecek. İçten inanıyorum ki, bu halk bedel vermekten çekinmeyecektir. Çünkü o artık onurlu ve bilinçli bir halktır. Bizim bu dağlarda korkusuzca savaşmamızın sebeplerinden biri de bu halka olan sevgimizdir. Belki biz de halkımızın güzel evlatlarını koruyamadık, yeterince cevap olamadık. Bu noktalarda özeleştirimizi verebiliriz. Beni en çok zorlayan noktalardan biri de, düşmanın eskiden daha çok fiziki soykırım ve açlıkla terbiye etmek istediği halkımızı şimdi yaşamda düşürme yoluyla terbiye etmeye ve bu biçimde sonuç almaya çalışmasıdır. Sistemin Kürdistan’da bilinçli bir biçimde fuhuşu geliştirmesi, insanımızın cinsellikle düşürülüşü gibi durumları yaygınlaştırması da benim için büyük savaş gerekçeleridir. Başkan “Unutmak ihanettir!” diyordu. Biz hem düşmanın bize yaşattığı gerçekliği hem de kendi asıl gerçekliğimizi unutma durumunu yaşıyoruz. Bütün bunları unutmak, bunlar karşısında büyük öfke ve kinle yaşamamak ihanettir.

  Eğer büyük bir eylemle halkımıza cevap olabilirsem ve eylemim yerini bulursa, biliyorum, halkımız da bundan çok onurlanacaktır ve ben halkımın emeklerine cevap olabileceğim. Biz halk olarak başkalarının yurdunda, başkalarına kölelik yapmayı hak etmiyoruz. Onların bize vereceği birkaç kuruş bile bizim ülkemizin değerlerinden yaratılıyor. Yani Kürt halkı olarak bilmek zorundayız ki, bizim için yaşam ancak kendi ülkemizde, kendi topraklarımız üzerinde anlamlı olabilir. Düşman hiçbir zaman Kürtlere güzelliği ve ilericiliği yakıştırmadı. Halbuki en geri olan da kendi zihniyetidir. Biz Kürt halkı olarak ya kendi kimliğimiz ve onurumuzla yaşayacağız ya da böyle köle bir yaşamı kabul etmeyeceğiz. Biz ancak kendimiz olduğumuzda başarabileceğiz. Halk olarak bilmek zorundayız ki, insanlığın bir umudu varsa, bu umut Kürt halkı ve onun onurlu mücadelesidir.

  Kürt halkının bir evladı olarak, niyetim hiç kimseye acı yaşatmak değildir. Amacım halkıma cevap olabilmektir. Çünkü eğer doğru cevap olabilirsem, halkım da benden o kadar onur duyacaktır. Artık bizim analarımızın ağlamaması gerekiyor. Gerilla ve halk olarak bu süreçte birbirimizi ne kadar tamamlayabilirsek, sürece o kadar cevap olabiliriz.

  Özgürlük Savaşçılarına!

  Kadro deyince ilk akla gelen, Başkan’ın ideolojisi ve felsefesinin uygulayıcısı, pratikçisi ve yaşatanı olmaktır. Başkan’ın yaratmak istediği özgür ve demokratik yaşam öncelikle kadroda somutlaşabilmeli ki, bu yaşamı topluma da taşırıp uygulayabilsin. Bizler kadro olarak ideolojimizin somut yaşama indirgenmiş haliyiz. Hem kadın hem de erkek arkadaşlar olarak, felsefemizi doğru özümsediğimiz oranda yaşatabilir ve yeni yaşamı yaratabiliriz.

  Sadece canını vermek, feda etmek yetmiyor. Güzel olan yanlarımız çok fazladır. Ama önemli olan, kadro olarak Hakikatle doğru yaşamak ve ona doğru katılabilmektir. Adanmışlık ancak böyle olur. Kadroda kendine görelik ve yüzeysellik pratiklerimizde çokça açığa çıkıyor. Değişik pratiklere ya da farklı bir şehir ortamına gittiğimizde, kendini bastıran yönler açığa çıkıyor ve bu da zaferi yaratan tarzı geliştirmiyor. Bu durum tek boyutlu kaldığımızı, kendimizi kandırdığımızı gösteriyor. Yine çoğu zaman soyut yaşıyoruz. Düşmana olan kinini ve öfkesini bilince çıkararak yaşamak yerine sıradanlık yaşanabiliyor.

  Bu mücadelede yaşamak yoldaşlık paylaşımı, her anın şahadetle anlamlı kılınması ve yaşama fedakarca katılmakla olur ve bunlar en moral verici şeylerdir. Bu yoldaşlığın değerini bilmek, ne olursa olsun, her yerde ölçülere göre yaşayabilmek demektir. Bizde savaşçılığın tanımı bile farklıdır. Savaşçı yaşamı yıkan, yok eden değil, yaşamı yaratabilen ve yeniyi oluşturabilendir. Bunların geç farkına varmak ve sonradan anlamak, sürekli Başkan’ı ve süreci doğru ve zamanında uygulamamaya yol açıyor.

  Bizler tüm insanlığın umuduyuz; tarihte özgürlük ve demokrasi çıkışı yapma umuduyuz. Ama bu mücadeleyi artık zafere ulaştıramazsak, bizler de tarihin lanetlileri arasına karışacağız. Başarısızlığı yüzünden tarihte Mani’nin adı küfür haline getirildi. Eğer bizler de bu konuma düşmek istemiyorsak, Başkan APO’nun militanları olarak zaferi elde etmeliyiz. Bazı kadroların rahat yaşam istemeleri, yıllardır emek verdikleri gerekçesiyle “Ben çok çalıştım” yaklaşımına düşmeleri insanda öfke uyandırıyor. Başkan ve şehitlerin bunca emeği karşısında hiç kimsenin rahat yaşam isteme hakkı olmamalıdır. Hatta canımızı bile bir toplumsallığa feda etmişsek, o zaman kolay kolay ölmemeli, mutlaka sonuç alacak tarzda kanımızı damla damla akıtmasını bilmeliyiz.

  Mücadelemizde her an ve her anı çok büyük anlamlar taşıyor. Bunca imkan ve yaratım karşısında sorumluluk duygusu gelişebilmelidir. Başkan’ın özgürlüğü ancak Başkan’ın çabalarıyla olacaktır. Fakat kadro olarak biz de kendimizi özgürleştirerek Başkan’ın ve halkımızın özgürlüğünü geliştirebiliriz.

  Eğer anlam ve bilinçle cesaretimizi birleştirir, anlama konusunda çabalarımızı yoğunlaştırır ve iç sorgulamamızı güçlendirirsek, o zaman çok büyük çıkışlar yapabileceğimize inanıyorum. Ben de belki söylediklerime denk yaşayamadım, yeniyi güçlü yaratamadım, istediğim gibi tüm yoldaşlarla paylaşamadım. Yaşamın hakkını vermesem de, her bir yoldaşa verdiğim selam bile benim için duygu ve anlam yüklüydü. Güncel sorunlara fazla takılmadan, yaşamı dolu dolu yaşayarak katılabilirdim. Bu noktalarda eksik kaldım. Kendilerini hiç görmesem de, yoldaşlarımın şahadeti karşısında içten zorlandım ve cevap olma arayışında oldum. Birazcık da olsa bu pratiğimle hepsine cevap olabilmek istiyorum.

  Bir militanının amacı ölüm değil, yaşamı yaratmaktır. Yaşamı uğrunda ölecek kadar seven şehitlerin ardılları olarak biz ölüm felsefesiyle yaşamıyoruz. Bu mantık düşmanın bilinçli yaklaşımı sonucu oluşmuş bir mantıktır. Gerçek bir militanda, özellikle eski arkadaşların yaşamı ve eyleminde hep fethetme ruhu hakimdir. Kendimize “Büyük yaşayacağım, fakat nasıl yaşayacağım?” sorusunu sormalıyız. Düşman zaten Kürt’ü öldürmek istiyor, biz ise buna inat yaşayabilmeliyiz. bizde yaşamın da, ölümün de yeri bellidir. Elimize aldığımız silahların anlamı bile çok farklıdır. Çünkü düşman bile bizim öldürmediğimizi, ölmediğimizi iyi biliyor.

  Gözümüzü başarıya dikmeliyiz. Bize yaşam zemini bırakmayanları biz de yaşatmayacağız. Tüm çaba ve emeğimiz bu yönlü olmalıdır. Her arkadaş hiçbir zaman moral ve heyecanını yitirmemeli, her anlamda çalışmaktan ve iş yapmaktan yorulmamalı, hak istememelidir. Ancak bu şekilde kendi amacımıza ulaşabilir, Başkana ve şehitlere layık olabiliriz.

  Adı Jin Olan Yaşamın Yaratıcısı Kadın Yoldaşlara!

   Değerli yoldaşlar! Bin yıllardır yaşamın kendisi biz kadınlar olmamıza rağmen, ne acıdır ki en derin ölüm de bizim şahsımızda dayatılmaktadır. Kadının tarihi tersyüz edilmiş, tüm toplumlardaki kadınlar köleleştirilmiştir. Emeği ilk çalınan ve düşürülen gerçeklik olan kadın, günümüzde sistemin üzerinden kendisini sürdürdüğü temel bir gerçeklik haline getirilmiştir. Sistem kadının gücü ve iradesini görüyor, bunun için de kadınları düşürmek için hep irade ve güçlerini kırmakla işe başlıyor.

  İnsanlığa öncülük eden birçok filozof ve devrimci bile kadın konusunda erkek aklını aşmayı beceremedi; kadın devrimini geliştirmek akıllarına dahi gelmedi. Başkan tüm dünya devrimlerinden de ders çıkarıp, kadını yücelterek toplumu kurtarmaya başladı. Devrimin başlangıcını kadın gerçekliğinden başlattı. Başkan, “Beni bile geçecek kadınlar gelişsin!” dedi; felsefesinin temeline kadını koydu. Fakat Başkan APO dışında hiç kimse böyle yaklaşmadı, kadına böyle güç vermedi.

   Başkan halen, kadınla nasıl yaşanır, kadın-erkek ilişkileri nasıl olmalıdır sorularını sorup cevabını ortaya koyuyor. Başkan’ın bize verdiği güç ve yüklediği misyon omuzlarımıza çok büyük sorumluluklar bindiriyor. Sistemin Başkan’a karşı öfkesinin sebebi de zaten kadını sistemin elinden almasından kaynaklanmaktadır. Biz kadınlar bu düzeye gelmek için, ordulaşmak ve partileşmek için çok büyük bedeller verdik. Fakat ancak kendimizi daha da geliştirip irade ve güç haline getirerek mücadelemizi evrenselleştirip tüm dünyaya taşırabiliriz.

   Mevcut durumda dünyanın hiçbir yerinde kadın için özgür yaşam olanağı yoktur. Sadece bizde kadınca yaşam vardır. O zaman bu yaşama ve kadın özgürlük mücadelesine dört elle sarılabilmeliyiz. Ya düşkün ve rezil bir yaşamı kabul edeceğiz, ya da anlamlı ve her anı savaş dolu bir yaşamda kendimizin olacak ve kendimizi yaratacağız.

  Başkan’ın kadına verdiği güç ve değer karşısında, kendi gücüne ve potansiyeline göre katılmama, kendi emeğine sahip çıkmama durumları hep kabullenemediğim ve zoruma giden durumlar oldu. Çünkü Başkan APO kadına sürekli perspektif veriyor, önünü açıyor, atması gereken pratik-politik adımları ortaya koyuyor. Bunlar karşısında güçlü katılmamak Başkan’a hakaret olur. Biz kadınların farklı yaşam arayışları olamaz. Çünkü gerçekten bize yaşam hakkı yoktur. Sistemdeki kadınlar yaşıyor gibi gözükseler de aslında yaşayamıyorlar. Tüm dünyadaki kadınları hissedebilmek gerekiyor: Sistemde kadının bedeni ve nefesi bile bir başkası içindir. Ama bizim ideolojimiz ve yaşamımızda kadın yaşamın merkezinde ve öncü konumundadır. Kadın çok etkileyicidir; bu etkileyiciliğini öz gücü, emeği ve çabasıyla birleştirerek katılabilmelidir.

  Kürt kadınları olarak insanlığa ilk beşiklik ettiğimiz bu dağlarda kaybettiklerimizi buluyoruz; yine tüm dünya kadınları ve toplumlarına yeniden öncülük ediyoruz. Bu bilinçle katılmak büyük sorumlulukla katılabilmek demektir. Yaşamın yaratıldığı mekanlarda kendimizi tüm kadınların öz savunması olarak ele alabilmeli, o temelde kendimizi geliştirebilmeliyiz. Bu noktada kadınlar olarak zayıf kalıyoruz. Kadına karşı gelişen her saldırıya cevap olabilecek düzeyde caydırıcı bir güç haline gelebilmeliyiz.

  Mücadelemiz içerisinde bazı kadın arkadaşların farklı yaşam arayışları ve çarpık ilişki tarzları beni hep zorlayan durumlar olmuştur. Çünkü çirkin ve yanlış olanı kadına hiç yakıştıramıyorum. Kadın yaşamın en güzel yüzüdür, en renkli yanlarındandır. Kadın olarak bireysel aşkı yaşamak yerine milyonların sevgilisi olmak, tüm insanlığa ve topluma aşık olabilmek daha anlamlıdır. Bizim ölçülerimiz fiziksel birlikte olma değil, amaç etrafında mücadele edebilme ölçüleridir.

  Kadının öncü konumu ve erkeği değiştirici rolü elbette vardır. Fakat karşı cins olarak erkek yoldaşlar da kendilerini özgürlük ölçüleri temelinde sorgulamalı, Başkan’ın kadına yaklaşımını kendileri için esas almalıdır. Mücadele içerisinde en temel, en can alıcı noktalardan biri de cins mücadelesidir. Çelişki, çatışma, birbirinin geriliklerini kabul etmeme ve düzeltme arayışları, sürekli olması gereken ve bizim en geliştirici yanlarımızdan biridir. Yaşam diyalektiğimizde birbirini sevmenin, erkekler ve kadınlar olarak güzel yoldaşlık yapabilmenin temel ilkelerinden biri birbiriyle örgütsel ölçülere göre savaşabilmektir. Bu savaşın adı kadın-erkek çelişkisi ve savaşı değil, özgürlük-kölelik çelişkisi ve savaşıdır. Yanlış ve yetersiz yaklaşımlar çıkmış olabilir; fakat bunları ayırt etmek ve doğru adlandırabilmek gerekiyor. Ancak böyle ön açıcı ve geliştirici olunabilir.

  Sevgili Aileme!

  Değerli Ailem! Hep sizlere ve verdiğimiz şehitlere layık olabilmek için mücadeleye katıldım. Sizler için de hep en iyisini yapmak, çocuklara en güzel yaşamı vermek istedim. Birlikte güzel yaşayabileceğimiz bir ülkemiz, topraklarımız ve imkanlarımız yoktu. Çünkü biz Kürt gerçekliğine aittik ve Kürt’e ait bir yaşam bırakılmamıştı. Sizler de düşmanı çok somut gördünüz. Düşmanın bize yaşattıklarını görebilmeli ve çözümleyebilmelisiniz. Yoksa sistem sorunları içerisinde yaşanan hep boğulma olur.

  Sizlerin en çok sevdiğim yanınız yurtsever olmanız, yaşadığınız asimilasyonlara rağmen Kürtlüğünüzden utanmamanızdır. Ne kadar zor olursa olsun, hep onurlu yaşamak önemlidir. Zaten sistem içerisinde onurlu olmazsak tamamen bataklığa batarız; yani tam olarak asıl ölüm onursuzluktur.

  Sevgili Babama! Baba, senin en çok sevdiğim yanın yurtsever olman, kimliğine ve değerlerimize sahip çıkmandır. Bu yönünü hep koruyabilmeli, onuruna daha çok sahip çıkabilmelisin. Benim katılımımda ve örgütü tanımamda sizin emeğiniz büyüktür. Ben de buna denk katılmaya çalıştım.

  Sevgili Anneme! Değerli annem, sen gerçekten her şeyinle bizimleydin. Bir Kürt anası olarak emek, Kürtlüğün özü ve kadın zekası senin şahsında çok canlıydı. Ben kendime hep senin yaşayamadıklarının ve istemlerinin pratikçisi olarak baktım. Belki sen “Kadına farklı yaşam yoktur” diyordun. Fakat ben de “Yaşam mücadelede var” diyorum. Bunu gördüm ve sana da söyleyebilirim. Ne kadar onurlu yaşarsam sizlerin ve kardeşlerimin önü de o kadar açılacak, sizler de onurlanacaksınız. Bu bilinçle katıldım. Bize temel ahlak ölçülerini sen öğrettin. Bu anlamda partide hiç zorlanmadım. Benim sizden isteğim, partiye ve mücadeleye her anlamda güçlü katılabilmenizdir.

  Benim hayallerimi ve isteklerimi siz çok iyi biliyordunuz. Kendi irademle bu yolu seçiyor ve eylemimi gerçekleştiriyorum. Bunun karşısında eylemime anlam vereceğinize ve güçlü karşılayacağınıza inanıyorum. Ne kadar zorlanırsanız zorlanın, onurluca karşılayacağınızı biliyorum.

   Tüm güzelliklerin sizlerin ve toplumumuzun olması umuduyla yaşıyorum. Partiyi ve yoldaşları bundan sonra daha çok sahiplenip katılmanızı istiyorum. Ancak bu eylemimle sizlere layık bir evlat olabilirim.

  Şimdi durumlarını bilmesem de, tüm kardeşlerimin de kendilerini çok sevdiğimi bilmelerini isterim. Onların da anlam vermelerini ve mücadeleye katılmalarını bekliyorum.

  -Bijî Serok APO!

  -Bi Can, Bi Xwîn, Em Bıterane Serok APO!

  -An Serkeftin, An Serkeftin!

   EYLEM YALÇIN

 

TEYRÊBAZÊN AZADIYA KURDISTAN (TAK)

09.02.2017